Cumhuriyet - İstanbul ekolojik çöküş yaşıyor
Pazartesi, 01 Ocak 2018 22:22
Hits smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon

İstanbul ekolojik çöküş yaşıyor

İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkan adaylığı için kolları sıvayan CHP’li Hamzaçebi, Cumhuriyet’e konuştu. İstanbul’da yapılan yanlışları anlatan Hamzaçebi, bir de projesini paylaştı.

CHP İstanbul Milletvekili Akif Hamzaçebi, TBMM’nin en deneyimli isimlerinden biri. Plan ve Bütçe Komisyonu’nda 9 yıl fiilen çalışma yürüttü. 5 yıl boyunca CHP Grup Başkanvekilliği, 2 yıl TBMM Başkan Vekilliği yaptı. Hamzaçebi’nin şimdi hedefi ise İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na bu isteğini ifade etmesinin üzerinden bir yıldan uzun süre geçen Hamzaçebi, bugünlerde çalışmalarına hız vermiş durumda. İstanbul’u mahalle mahalle gezen Hamzaçebi, “Daha önce hiç buluşmadığımız toplum kesimleriyle buluşuyoruz” diyor, İstanbul’un bugün yaşadığı süreci “ekolojik çöküş” diye niteliyor. Kadir Topbaş’ın İBB Başkanlığı’ndan halka hesap vermeden istifa ettirilmesini ise “İstanbul’a saygısızlık” diye tanımlayan, bir projesini de ilk kez gazetemize açıklayan Hamzaçebi’yle adaylık kararını ve İstanbul’u konuştuk.

-İBB Başkanlığı için adaylığını açıklayan ilk isimlerden biri oldunuz. Bu süreci biraz anlatır mısınız?

2016 yılının kasım ayında, anayasa değişiklik teklifi henüz TBMM’ye sunulmadan önce Genel Başkanımız sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na giderek İBB başkan adayı olmak istediğimi ifade ettim. CHP’nin İBB başkan adayı olmak, aday olan kişinin isteğiyle sonuçlanacak bir konu değil. Genel başkan ya da partinin yetkili organları, kişiye duydukları sempatiyle, güvenle, duygularla aday belirlemez. “Aday olmak isteyen kişinin İstanbullularda karşılığı var mı, bu adayla seçim kazanılabilir mi” buna bakarlar. Dolayısıyla benim şu anda yapmakta olduğum çalışmanın ağırlıklı boyutu İstanbul’da hem CHP’nin hem de Akif Hamzaçebi’nin tanıtılmasına yönelik. Televizyonlarda ve medyada çok sık yer aldım ama bunlar tanınmak için yetmiyor. Tanınmak için seçmenin o adayı görmesi, onun elini sıkması, onunla konuşması, kucaklaşması gerekiyor. Bütün çalışmalarımda toplumun öteki diye tanımlanan kesimleriyle birlikte oldum. Bugüne kadar hiç buluşmadığımız toplum kesimleriyle buluşuyoruz. Çalışma guruplarımız var, akademisyenlerden oluşan bir proje grubumuz var.

‘Yaşam kalitesi düşüyor’

-Çalışmalarınız sırasında gördüğünüz İstanbul’a ilişkin en net sorun nedir? Başkan olunca ben bunu çözeceğim dediğiniz ne var?

İstanbul, 200’ü aşkın dünya kenti arasında yaşam kalitesi açısından 2001 yılında 92. sırada yer alırken 2017’de 41 sıra gerileyerek 133. sıraya inmiş. İstanbul’da yaşam kalitesi giderek düşüyor. Buluştuğum vatandaşlarımızın en büyük sorunu kendilerini dışlanmış hissetmeleri. Tapu problemi var, imar problemi var, çocuklarının okul problemi var. Sultanbeyli’de çocuklar 60 kişilik sınıflarda okuyor. Çocukların okula gidip gelmesi problem. Ulaşım araçları yok, servis istiyorlar. Sosyal belediyeciliğin nimetlerini görmek istiyorlar. Parti ayrımı yapmadan, hangi siyasi görüşte, inançta, etnik kökende olursa olsun bütün vatandaşlarımıza adaletli bir biçimde yaklaşacağız ve tüm vatandaşlarımız sosyal belediyeciliğin bütün imkânlarından yararlanacak.

‘Demokrasiye saygısızlık’

-Kadir Topbaş’ın hesap vermeden gitmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir belediye başkanının halka hesap vermeden “Ben öyle uygun gördüm, ayrılıyorum” diyerek görevi bırakmasını doğru bulmuyorum. Ayrıca kendisi istifa ettirildi. Kendisine “İstifa et” diyenlere karşı direnme imkânı yoktu. Bu demokratik bir şey değil. Halk sizi 5 yıllığına seçmiş siz bırakıp gidiyorsunuz. Gidemezsiniz. Hesap vereceksiniz. Ayrıca giderken sanki çok iyi bir İstanbul, borçsuz bir belediye bırakmış gibi açıklamalar yaptı. Peki, Sayın Cumhurbaşkanı’nın bahsettiği ihaneti kimler gerçekleştirdi? Hep beraber, bu kadro gerçekleştirdi. 15 milyonluk bir kent, halkın seçtiği değil, atanmış bir belediye başkanı tarafından yönetiliyor. Bu demokrasiye ve İstanbullulara saygısızlıktır.

‘Cinayetle eşdeğer’

-İstanbul’da deprem toplanma alanları yok. Yetkililer bunları gizliyor. Yönetmelikte böyle bir düzenleme olmadığı söyleniyor. Buna ilişkin bir planınız var mı?

1999 depreminden sonra zamanın başbakanı Sayın Bülent Ecevit bu konuya önem verdi ve İstanbul’da 470 deprem toplanma alanı tespit edildi. Bugün bu alanların sadece 77’si var. Deprem toplanma alanlarını yanlış değerlendiriyorlar. Sanki deprem olacak ve o ilk şok halinde vatandaşlar o alanda toplanacak, şok geçtikten sona vatandaş evine dönecek diye düşünüyorlar. Böyle bir şey yok. Bu çok yanlış. Deprem toplanma alanı geçici iskân bölgesidir. Orada vatandaşlarımız aylarca, senelerce kalabilir. Okul olur, hastane olur, ilkyardım olur, diğer kamu hizmetleri olur, elektrik gelir, su gelir... Böylesi büyük bir deprem riskinin olduğu İstanbul’da deprem toplanma alanlarını imara açmak cinayetle eşdeğerdir. Bu alanların yeniden envanterini yapacağız. Yeni deprem toplanma alanları tesis edeceğiz. Bu alanlar vatandaşın arazisiyse elbette kamulaştırma yoluna gidilecektir. ‘Deprem olsun, bakarız’ anlayışını kabul etmiyoruz. Şu anki bakış çok tehlikeli ve yanlış.

-İstanbul’da her projenin altından gökdelen çıkıyor. ‘İstanbul’a ihanetin devam etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bugüne kadar hiçbir Başbakan ya da İBB Başkanı’nın aklına İstanbul’un tarihi silüetinin arasına gökdelen dikmek gelmemişti. İstanbul’da Galata Kulesi, Beyazıt Kulesi ve Kız Kulesi vardı... Şimdi rant kuleleri var. Tarihi silüeti oluşturan minareler göğe doğru, yaratıcıya doğru yükselir. Onların arasından ranta doğru yükselen kuleler var şimdi. Ben arzu ederdim ki ‘ihanet ettik’ cümlesi bir özeleştiri olsun, bu yanlıştan dönelim. Ama bakın 16/9 kuleleri duruyor. Samimi bir özeleştiri cümlesi olsa o kuleler çoktan tıraşlanmıştı. Tıraşlamıyor, sadece küstüm diyor Sayın Cumhurbaşkanı. Şimdi deniyor ki gökdelen yapılmayacak. Ne olacak? 5 artı 1... İnşaat sınırı 5 artı 1 olacak. Bunun söylenmesinin hemen ardından Zeytinburnu’nda 55 metre inşaata izin verildi. Haliç’te 10 kata izin çıktı. Eğer bir yerde imar yoğunluğu, yükseklik 4 katsa ve orada 10 kata izin veriyorsanız işte 10 kat da gökdelendir. Gökdelenin illa 50 kat 100 kat olmasına gerek yok. 5 artı bir ile sınırlıyoruz diyorlar. Buna uyulacağını düşünmüyorum. ‘İstanbul’a ihanet ettik’ diyenler, İstanbul’da yağmuru emecek toprak bırakmamışsa 5 artı 1 sınırlamasıyla varılacak bir yer yok. Toprak yok, yağmuru emecek bir toprak yoksa yağmur kendi kanalını oluşturup gidiyor, sele dönüşüyor. İstanbul ekolojik bir çöküşe doğru gidiyor. Bunu 5 artı 1 inşaat sınırlamasıyla önlemek mümkün değil. Çevreci bir yaklaşım lazım. Çevresel politikalar, sosyal politikalar ve ekonomik politikalar denge içinde olursa sürdürülebilir bir kalkınmayı gerçekleştirebiliriz. Sürdürülebilir kalkınma, toplumun ihtiyaçlarını karşılarken gelecek nesillerin ihtiyaçlarını karşılama yeteneğine zarar vermemek demektir. Çevreye ve doğaya saygı demektir. Bizim amacımız İstanbul’un kültürel kimliğini, doğal kimliğini, mimari kimliğini, çevresel kimliğini İstanbul’a iade etmektir. Bugün İstanbul’da halkın belediyesi yok. İstanbul’u bir elit yönetiyor. Doksanların mazlumu olarak yola çıkanlar bugün İstanbul’un ve Türkiye’nin elitidir. Bu elit halktan kopmuştur. Bunlar otellerin kırmızı halılarında yürümekten halkın arasında yürümeyi unuttular. Bu siyasal elit, rant lobisidir. Milyonlarca dar gelirli insan var. İstanbul gökdelenlerin, rezidansların, lüks konutların olduğu bir şehir olarak düşünülmemeli. Bu insanların iş problemi var, gelecek problemi var, çocuklarının okul problemi var, hayata tutunma problemi var. Bu siyasal elite dahil değilseniz Türkiye’de hiçbir iş yapamazsınız. Bir müteahhit bu siyasal elite dahil değilse iş alamaz. Bu siyasal elite kendinizi yakın hissetmeyen bir kamu görevlisiyseniz sizi asla bulunduğunuz yerde tutmazlar. Yakınsanız büyürsünüz.

-İstanbul’un çevre sorunları sizce ne boyutta?

İstanbul’da 3344 km uzunluğunda 166 dere var. Bu derelerin ikisini bütün İstanbullular biliyor Ayamama Deresi ve Kurbağalı Dere. Çünkü her yağmurda insanlar endişeyle bu derelere bakyor. Niye biz bu derelere korku içinde yaklaşıyoruz, niye İstanbul bir dere kenti olmuyor. Bayrampaşa metro istasyonunu her yağmurda sel basıyor. Aslında orayı basan sel değil, üstü kapatılmış Bayrampaşa Deresi. Çevreye, doğaya saygı göstermezseniz dönüp sizden intikamını alır. Dereleri üstünü örterek yok edemezsiniz kaybolmaz o dere. Size bir projemi açıklayayım. Ayamama ve Kurbağalı Dere İstanbul’un nehirleri olacak. Bu iki dere de korku değil neşe saçacak. İstanbul derelerinin yüzde 85’i evsel ya da sanayi atıklarıyla kirlenmiş durumda. Yanlış arazi kullanım kararları nedeniyle dere yataklarında yerleşimler olmuş. İşgaller var. Sanayi işgalleri var. Örneğin Cendere Deresi kuzeye doğru bir ekolojik koridor oluşturur. Ama yukarı doğru ormanlara gökdelenler yaptılar. Yerleşime açtılar. Bu müdahaleler ekolojik koridoru yok etmektir. İstanbul’un hava koridorlarında biridir burası. İstanbul’un beş tane ekolojik koridoru vardır. Bu ekolojik koridorları yok ettiğiniz anda İstanbul bir çöplüğe dönecek. Doğalgaz temiz hava demek değildir. Doğalgazın kendisi de havayı kirletiyor.

Niye bir tane AKM ile yetiniyoruz?

-Yeni AKM projesini nasıl buldunuz?

İstanbul bir dünya kenti. Kültürel kimliği, tarihi, coğrafi konumu, nüfus yapısı bunlar önemli ama yeterli değil. Dünya kenti olabilmek için birkaç unsur daha lazım. Birincisi fiziki ve sosyal altyapı. Ulaşım ve trafik sorununuz olmayacak. Kültürel tesislerden, sanat faaliyetlerinden, eğlenceden, müzelerden, sosyal alanlardan bahsediyorum. Hiç kimse “AKM’yi niye yıkıyoruz, niye bir tane AKM ile yetiniyoruz” diye sormuyor. İstanbul gibi 15 milyonluk bir kentte AKM benzeri en az üç tane kültür sanat merkezi olması gerekiyor. İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın Ayazağa’da 80’li yıllarda başlattığı bir proje vardı. AKM ve diğer tesisler İstanbul’daki bir sanat etkinliğine yetmiyordu. O proje bitirilemedi ve AVM’ye dönüştü. O zaman nüfus 5 milyondu. Bugün onun üç katı nüfusa sahip İstanbul’da ikinci, üçüncü AKM’leri yapmak yerine mevcut olanı yıkıp yerine yenisini yapıyoruz.